İnsan kötü deneyimlerle karşılaştıkça, inancı azalır.

İlk kötü deneyimlerde pozitif yaklaşımını kaybetmeyebilir. Ama bu olumsuz senaryolar tekrar ettikçe, o güç de zayıflar.

Zamanla kaybolur.

Ne kendine olan inancı kalır, ne de ulaşmak istediği şeye…

Örnek olarak aşk konusunu ele alayım.

Defalarca acıyla sonlanmış ilişkiler yaşayan bir kadını düşünmeni istiyorum. Bu kadının kalbi o kadar temiz ki…

Her defasında yeni bir insanla denemeye karar verdiğinde, sonuna kadar inanır.

“Bu sefer olacak.” der ve onunla yaşayacağı geleceğin hayallerini kurmaya başlar.

Onunla hayalini kurduğu bir çok şey olacakmış gibi görünür.

Bazıları olur da.

Ama sonra öyle bir olayla karşılaşır ki, şaşkınlıktan ne söyleyeceğini, ne yapacağını bilemez.

Hissettiği tek bir şey var.

Kalbinin acısı…

Olayın ne olabileceğine değinmedim. Sen benden daha iyi tahmin edebilirsin.

  • Bir akşam onunla birlikteyken, başka bir kadına ait bir aksesuarlar bulabilir.
  • Telefonuna gelen “Aşkım”‘lı bir mesaja denk gelebilir.
  • Hiç hesapta yokken “Artık görüşmeyelim.” cümlesini duyabilir.
  • Onun için hiçbir anlam ifade etmediğini fark edebilir.

Her şey olabilir.

Üstelik bu deneyimlerin defalarca tekrar ettiğini düşünsene…

Güvenmeyi tercih ettiğin bir çok erkeğin seni hayal kırıklığına uğrattığını düşünsene…

Ne yapardın?

Ne düşünürdün?

Nasıl hissederdin?

Belki de şu ana kadar okuduğun bir çoğu şeyi yaşamış olabilirsin. Benimle oturup konuşmadığın halde, yaşadıklarını sana anlatıyor olabilirim.

(Belki de dünya dışı güçlere sahip karizmatik bir erkeğim.)

Durum ne olursa olsun, eminim ki söylemek istediklerimi anlıyorsun. Bu negatif deneyimleri yaşadıkça, insanın aşka inancı kalmıyor.

Erkeklere inancın yok ki aşka inanasın.

Öyle değil mi?

Bu kadar güvenilmeyecek insan varken… Bu kadar sahte aşklar varken…

Aşkı, sevgiyi, huzuru nasıl yaşayacaksın?

Bu yazı aşka inancı azalan kadınlar içindir. Gerçekleri yüzüne vuracağım…

Esas soru şu:

Günümüzde Gerçek Aşkı Yaşamak Zor mu?

Zor kelimesi yerine imkansız kelimesini kullanabilirdim. Eminim ki bir çok kadın imkansız kelimesini kullanmayı tercih edecektir.

Açık konuşayım… Ben kesin verilerle konuşmayı seven birisiyim.

Tabii ki çoğu zaman kendi düşüncelerimi yazmayı seviyorum (herkes gibi). Ama “günümüzde ilişkiler şöyle” demek için gerçek istatistiklere ihtiyaç olduğunu düşünüyorum.

Neden biliyor musun?

Bilimsel veri olmadığında, insanlar kendi gözlemlerinden yola çıkarak yorum yapmayı tercih ederler.

İlk önce çevrelerine bakarlar.

Arkadaşları aşk olaylarında zorluk çekiyor mu?

Onlar da kendisi gibi yalnız mı?

Ya da çoğunun mutlu ilişkileri var da bir tek kendisinin mi yok?

İnsan, bu sorulara verdiği cevaplarla aşk ve ilişkiler üzerinde yorumlar yapabilir. Aslında bakarsan, yaptığı yorumlar ne olursan olsun gerçektir.

“Haydaaa, Alkan’cım ne diyorsun? Ben aşkın günümüzde var olduğuna inanmamaya başlamıştım. Sen de böyle dediğine göre… O zaman hiç mi inanmayayım? Beni aşka inandırmayacak mısın?

Birbirimizi kandırmayalım… Aşka inanmıyorum diyen kadınların hepsi aşk inanmak istiyor.

Öyle değil mi? 😉

Aşka inanmıyorum diyen kadınların hepsi aşk inanmak istiyor.

Neden “gerçek” kelimesini kullandığımı anlatayım…

Hatta dur…Charles Swindoll da söyleyeceklerime katkıda bulunsun (çok artistim, biliyorum).

“Hayatın %10’u başına gelen olaylardır. %90’ı ise nasıl tepki verdiğindir.” – Charles Swindoll

Verdiğin tepkiler gerçeklik anlayışını şekillendirir!

Yani… Bugüne kadar ilişkilerinde yaşadığın olayları kötü yorumlamışsan, kötü dersler çıkarmışsan, seni geliştiren taraflarını hiç görmemişsen…

Ne aşka inancın kalır, ne de kendine…

“Kendimle ne alakası var Alkan?” diyenler mutlaka olacaktır. Ona da cevap vereyim:

Aşka İnanmadığında Kendine İnancın Kalıyor mu?

İnsan deneyimlerinden devamlı negatif sonuçlar çıkarıyorsa (öyle yorumluyorsa), zamanla bazı şeyleri beceremediğini düşünecektir.

Belki karşısındaki erkekleri suçluyor olabilir.

Ama suç ne kadar karşındaki adamda olsa da, sana da dokunuyor. Bir anlamda “beceremediğine” dair kendini de suçlamış oluyorsun.

Böylelikle ne oluyor biliyor musun?

Öz-saygını yitirmeye başlıyorsun!

Olmuyor, yapamıyorum vs. diye konuşursan, kendine nasıl saygın kalır ki? İşte bu yüzden kendine de inanmamaya başlıyorsun.

Bu kısır döngüyü kısaca özetleyeyim:

  • Biriyle tanışıyorsun. Sonucunda hayal kırıklığına uğruyorsun.
  • “Ne biçim adam ya. Böyle dengesizleri hep ben mi çekiyorum?” diye kızıyorsun.
  • Arkadaşlarınla oturup konuşuyorsun. Erkeklerin iğrenç bir hal aldıklarını tartışıyorsunuz.
  • “Yok ya… Aşk meşk yalan.” diyerek defteri şimdilik kapatıyorsun.
  • Zaman geçiyor…
  • Biriyle tanışıyorsun. Sonucunda hayal kırıklığına uğruyorsun.
  • “Ne biçim adam ya. Böyle dengesizleri hep ben mi çekiyorum?” diye kızıyorsun.
  • Döngü başa sarıyor.

Her seferinde başa sardığında, kendine olan saygını bir tık daha kaybedeceksin. Aşk üzerinde olan gerçeklik algın iyice çıkılmaz bir hal alacak.

Dolayısıyla aşka inanmamak ve negatif yorumlara odaklı olmak, insana hiçbir açıdan fayda sağlamıyor.

Tamamen olumsuz etkileniyorsun. Öyle değil mi?

Tamamen derken, gerçekten hayatının diğer alanlarını da derinden etkiliyor. Öz-saygı azaldığında, kariyerinde, sağlığında, kişisel gelişiminde ve ya başka bir alanda, nasıl olumlu ilerleme kaydedebilirsin ki?

Olay şuraya çıkıyor: Aşka inanman şart!

Farkındayım… Garip bir şart oldu. Belki hayatında hiç duymadığın bir şart. Ama neden şart biliyor musun?

Aşksız bir hayat, insanın yaratılışına aykırıdır. Yeme, içme, barınmadan hemen sonra ilişkiler gelir.

Kadının erkeğe, erkeğin kadına ihtiyacı vardır.

Günümüzde her iki cinsiyet de özgürlüklerini (maddi anlamda) kolayca elde edebiliyor olsalar da, yaratılış gereği yalnız bir hayat, mutsuzluktan başka hiçbir şey getirmez.

Yaratılış gereği yalnız bir hayat, mutsuzluktan başka hiçbir şey getirmez.

Bu yüzden şart!

O halde sormamız gereken soru şöyle:

Aşka İlk Günkü Gibi Nasıl İnanacağım?

Nasıl inanacağını anlatmadan önce şu konuda hemfikir olmamızı istiyorum: İnanmak, kendini kandırmak değildir!

İnanmak, kendini kandırmak değildir!

Kendine saçma sapan oyunlar, taktikler uygulayarak yalancı bir inanç geliştirmeyeceksin.

Anlatacaklarımı uyguladıktan sonra aşka derinden inanacaksın. Bu kadar da emin konuşuyorum!

İlk sevgilinle yaşadığın duyguları hatırlıyor musun?

Ne kadar saf ve heyecan vericiydi… Sanki biri sana büyü yapmış da romantik bir filmin içine düşmüşsün.

Her şey gerçek olduğu kadar olağandışıydı…

Zamanında aşkı o kadar sert ve yoğun yaşaman, saflığından falan değildi. Bunu en başta söyleyeyim. O yoğun duyguları yaşamanın tek bir sebebi vardı:

Kendini kötü düşünce ve yorumlarla kirletmemiştin!

Ama yanlış anlama… Seni suçlayarak kendini kirlettin demiyorum. Yaşadıklarının hiçbiri senin suçun değil.

Benin anlattıklarımı, sana anlatmayanlarda suç. Medyadan sağdan soldan kaptığın anlamsız fikirleri sana anlatan insanlarda suç…

Eminim anlatılanların neredeyse hiçbiri işe yaramadı. Aksine, işleri tamamen kötüye götürdüler (en azından çoğu için konuşuyorum).

Suç sende değil!

Bu yazıyı buraya kadar okuduğundan dolayı güçlü bir kadın olduğunu biliyorum. Öğrenmeye ve gelişmeye açık, güçlü bir kadınsın.

Bu yüzden sana bir egzersiz anlatacağım.

Okuyacağın egzersizi normalde şartlar sadece danışmanlık programına katılan ciddi danışanlarıma veriyorum.

Fakat bugün seninle paylaşacağım.

Aşkı Çerçeveleme Tekniği ile İnançlarını Değiştir:

Çerçeveleme (re-framing) dediğimiz olay, Neuro Linguistik Programlama denilen alandan alınmış yöntemdir.
Kısacası, yaşadığın negatif olayları pozitife çevirmeyi öğretiyor.

Ben bu yöntemi kadınların aşk hayatlarında olumlu etki yaratmaları için uyarladım. Ne yapacaksın biliyor musun?

Bugüne kadar romantik paylaşımlar yaşadığın bütün erkeklerin listesini çıkaracaksın.

İsterse 10 yıllık bir ilişkin, isterse sadece 10 saat sürmüş tek gecelik bir ilişki olsun…

Ne olursa olsun, bütün adamların listesini çıkaracaksın.

Şimdi bu listeye baktığında, bazıları için pozitif hatırlar aklına gelecek. Bir çoğunu da kötü hatırlayabilirsin.

Nasıl hatırladığının hiçbir önemi yok. Ben şuna inanırım:

Hayatta karşılaştığın HER ERKEKTEN öğrendiğin ve seni geliştirecek en az 1 şey vardır.

Hayatta karşılaştığın HER ERKEKTEN öğrendiğin ve seni geliştirecek en az 1 şey vardır.

Kağıt ve kalemini al ve listedeki bütün erkeklerden öğrendiğin en az 1 artıyı yaz.

Ancak bazı uyarılar yapmam gerek:

  • Yazdıkların Olumlu Öğretiler Olmalı: “Erkeklere hemen ilgi gösterilmeyeceğini anladım.” gibi negatif cümlelere kesinlikle yer yok! Aşk hayatını bu hale sokan cümleler tam olarak bunlar.
  • Ondan Alıp, Hayata Uyarlamalısın: “Konuştuğu yabancı insanlara her zaman güler yüzle cevap verirdi.” diyorsan eğer, “İnsan, etrafındakilere güler yüzlü davranmalı.” diye çerçeveleyebilirsin (ya da genelleyebilirsin).

Bu uyarılara dikkat etmen gerekir.

Bir insanı ne kadar kötü hatırlasan bile olumlu bulacağın yönleri illa ki vardır. Senden ricam, en kötü deneyimlerinin olduğu adama bile objektif bakman ve olumlu taraflarını görmen…

 

En Son Adım: Kendine Uyarla

Farz edelim ki iki farklı adamdan öğrendiklerin şunlar:

  • İnsan, etrafındakilere güler yüzlü davranmalı.
  • İnsan, geleceğini düşünüp sağlığını korumalı (devamlı spor yapan bir adam olmuş olabilir).

Şimdi başka bir kağıt al.

Bütün bu öğrendiklerini, İSİM VERMEDEN, tek bir kağıda dökeceksin.

  • Etrafımdakilere güler güzlü davranılması gerektiğini öğrendim.
  • Gelecekte yakınlarıma örnek olmak için sağlığımı bugünden itibaren korumam gerektiğini öğrendim.

Dediğim gibi… Bu son adımı gerçekleştirirken ayrı bir kağıt alacaksın ve kimsenin ismini vermeden öğrendiklerini yazacaksın.

Her şeyi tamamladıktan sonra listeye uzun uzun bakıver 🙂

Sonra gel, buraya yorum kısmına neler öğrendiğini benimle paylaş. Hem ben göreyim, hem de bu bloğu okuyan bütün güçlü kadınlar senden ilham alsınlar.

Buraya kadar okuduğun için teşekkür ederim Güçlü Kadın. Senden son bir ricam daha olacak.

Aşka inanmayan, olumsuz gören, yaşadıklarından dolayı kötü duygular hisseden, çevredeki bütün kadınlarla bu yazıyı paylaşmanı istiyorum.

En kolayı Facebook butonuna tıklayarak paylaşman. Ama tabii ki sana bırakıyorum.

Yeter ki paylaş ve bütün kadınlara destek ol 🙂

Aşk Akademi


Alkan Öztürk
Alkan Öztürk

En Sevdiğin Psikoloğun & Aşk Akademi'nin Kurucusu Aynı zamanda "Kadınlara, Erkekleri Anlatan Adam" diye de bilinir.

    10 replies to "Sahte Aşklar: Aşk İnancı Kalmayan Kadına Yazılmış Bir Yazı"

    • Gülbin

      Yine muhteşem bir yazı olmuş Alkan’cım. Yüreğine sağlık. Yazılarını dört gözle bekliyor ve seni her yerden takip ediyorum 🙂 ve sayende gerçekten çok harika şeyler öğreniyorum. Dün başka bir yerden ho’oponopono tekniğini tesadüfen görüp uygulamaya başladım ve bugün de senin buna benzer olduğunu düşündüğün yazın çıktı karşıma. Hayatta tesadüflere asla inanmayan biri olarak, kendimi geliştirme yolunda doğru adımlar atmakta olduğumu düşünüyorum. Söylediğin tekniği hemen uyguladım ve çok güzel şeyler çıktı ortaya. Kızdığım, nefret ettiğim, hatırladıkça sayıp sövdüğüm 🙂 adamlar, meğer ne kadar çok şey öğretmiş bana farkında olmadan. Listem biraz uzun ne yazık ki 🙁 Burada sadece benim hayatımda önemli yeri olan üç kişinin bana kazandırdıklarıni paylaşmak istiyorum:
      Hayatta her zaman dürüst olmayı ve sevdiğim kişiyi kaybetmek pahasına da olsa, inandığım doğrulardan vazgeçmemeyi öğrendim.
      Hayatta başıma ne gelirse gelsin, başımı daima dik tutmayı ve güçlü görünmeyi öğrendim. Yaşadıklarım ne kadar kötü olursa olsun, her zaman güler yüzlü olmayı ve insanlarla konuşurken samimi ve içten olmayı öğrendim…Son olarak sunu söylemek istiyorum.yasadigimiz ilişkileri “aşk” olarak adlandırmak çok doğru değil bence. Her duygu aşk olamaz. Biz malesef burada hata yapıyoruz. Hoşlanma, etkilenme, arzulana gibi hisleri aşkla karıştırıyoruz. O, aslında daha yüce bir duygu. ( bu benim gorusum tabi ki ) Her insanın hayatında bir defa olsun gerçek aşkı yaşamasını diliyorum <3 sevgiler

      • Alkan Öztürk

        Deneyimlerini paylaştığın için teşekkür ederim Gülbin 🙂 Faydasını görmene çok sevindim. Umarım ne kadar çok şey öğrendiğini anlamışsındır. Bunun farkında olarak, ilişkilere ve “denemelere” cesur bakmak lazım.

        Korkak davranmamak gerektiğini söylüyorum. Sonuç ne olursa olsun, sana kattıkları paha biçilemez! 🙂 Sevgiler güçlü kadın!

    • Merve

      Çevreme bakıyorum,gözlemliyorum.Uzun süre ilişkilerinin ardından ayrılık yaşayıp sonrasında yeni bir ilişkinin ortasına gelmişler.Çok paylaşırım dostlarımla dinliyorum onlardan da her şey umdukları gibi mi hayır değil ama kendi mutluluklarını bir derece doyuma ulaştıracak halde.İnsan ruhu karşı cinse her daim muhtaç,sevgi ve ilgi görmek en temel ihtiyaçlardan biri.ama şu da varki her daim detaylarım var oldu yani sevgi ve ilgi bir yana diyorum çünkü herkes sevebilir farklı boyutlarda.Bunun yanı sıra Acaba o nasıl diyorsun ? Etrafındakilere nasıl davranır ? Merhametli midir yoksa acımasız mı ? En sinirlendiğinde nasıl olur ? Yataktan kalktığında yüzü güler mi ? Aile bağları nasıl ? Sevgiyi ailesinde nasıl öğrenmiş ? Bakış açısı nasıl bir kadına ? Severken yorar mı yoksa ruhuna dokunup mutlu mu eder seni ? Kendi karşılayabileceğim ve verebileceğim duyguları bildiğim için onun da aynı şekilde bana sağlayabileceği şeyleri düşünürüm.Karşı cins demek her daim bulundurduğumuz ego denen kıyafeti çıkarıp çıplak durup karşında birbirini o şekilde kabul etmek demek bana göre.Hırslarını,isteklerini,hatalarını ve doğrularını seninle tüm ayrıntılarıyla paylaşabilmesi içini o denli boşaltıp seni de doldurabilmesi demek.Sonrasında ya da en başında en doğal ve doğru zamanda tenine sahip olup o çekimi her daim canlı tutup karşılıklı istek duymak, birbirini her yönlü doyumla mutlu yaşatmak.Bu detayları çok düşünüp,isteyip kendimi nadasa çektiğim dönem sonuna gelmek üzere sanırsam.O yüzden değerince yaşamak ve paylaşmak en önemli şey.Yollar,zaman birleştirse de ya da birleştirmese de hiç bir zaman suçlayıcı olmadan her şeye akışında yolunu buldurmak gerek yalnız ne acele etmek gerekir ne de bir beklenti içinde olmak çünkü hayat ya doğru zamanda sahip olmanı sağlar ya da yanlışsa o kişiyi hayatından imha etmeyi çok güzel başarır.Yol nereye çıkarsa çıksın her daim mutlu yaşantı bizlerle olsun❤️

      • Alkan Öztürk

        Merve… Sana gönülden teşekkür ediyorum 🙂 Bu güzel sözlerini bizlerle paylaşmak inan ki çok değerli. Söylediklerine harfi harfiyen katılıyorum. “Yol nereye çıkarsa çıksın her daim mutlu yaşantı bizlerle olsun” bu sözü tuttum 😉

    • Defne

      Merhaba Alkan,Yazılarını keyifle okuyorum ve ögrendiklerimi hayata geçirebilirm umarım 🙂 ve neler öğrenmişım geçmiş ilişkilerimde, bir ilişkinin saygılı şekilde kırıp dökmedende bitirilebileceğini,ne kadar üzgün olursan ol,bunu çok belli etmeden günlük yaşantına devam edebilmeyi,sevdiklerin için cömert olabilmeyi,sevdiklerinle guzel vakit geçirebilmek için çoķ da paraya gerek olmadığını,hayattan eğlenceli faaliyetlerle keyif alarak yaşayabilmeyi, en önemlisi kendine değer vermeyi,kaliteli davranmak ve yaşamak gerektigini ve bazen de bencil olabilmeyi öğrendim…

      • Alkan Öztürk

        Ne güzel ama dimi? 🙂 Yazdıklarının hepsi insanı hayatta ileriye taşıyacak öğretiler. Bunları hayatına giren insanlardan öğrenmek güzel bir şey değil mi? Bu yüzden durum ne olursa olsun, şükretmek gerekir.

        Yaşadıklarımız bize karşı değil, “bizim için” varlar.

    • Seval

      Şimdiye kadar okuduğum yazılarının içinde en dikkatimi çeken bu oldu.Neden mi? Kişide oluşan inanç kalıplarının değişimine yönelik olduğu için. bu aşamaya gelen kişinin olumsuz inançlarını değiştirmek kalıyor geriye.ve ardından çok çabuk asıl istediği gibi birini çekebilir hayatına.

      • Alkan Öztürk

        Kesinlikle öyle 🙂 Kötülüklerin çoğu olumsuz inanç sistemlerinden dolayı geliyor. Çevreden, etraftan öğrendiklerimiz işte…

        Bunları doğru yorumladıktan sonra, hayatta ulaşılamayacak hiçbir şey yok. Yorumun için teşekkür ederim Seval 🙂

    • MysticTimes

      Merhabalar Alkan,
      Yorumum, biraz kadınlara yaklaşımımın özeleştirisine, biraz da sana yönelik olacak:

      Bir erkek olarak yazıların ciddi anlamda ilgimi çekti.
      Hemcinslerimden birinin, bizi ve yöntemlerimizi deşifre etmesine biraz kızsam da, bütüncül baktığımda, yazılarından çok faydalandım. 🙂
      Her ne kadar kadın gelişimi odaklı görünse de, içerik olarak bir çok makalen uniseks işleve sahip. Her iki cinsiyetin de rahatlıkla istifade edebileceği yazılar mevcut.
      Özellikle tezlerini ve tecrübelerini yerleşik psikoloji ve sosyal psikoloji teorileri ile desteklemen yazılarını hem çok değerli kılıyor, hem de seni muadili bloglardan ayırıyor.

      Özeleştirime gelirsek:
      Elinden geldiğince kendine yatırım yapmaya ve çevresine değer katmaya gayret eden birisiyim. Uzun bir süredir de kadın-erkek ilişkileri konusuna ilgiliyim.
      İki gündür oturdum bütün makalelerini detaylıca okudum. Ciddi ve derinlemesine bir empati fırsatı sundu bana.
      Özellikle makalelerin altındaki yorumları okuduğumda, çekici bir erkek olayım derken, iyi bir insan olmayı göz ardı ettiğimi farkettim. Bazı yorumlarda, geçmişimdeki kadınlara yaptıklarımı daha net gördüm. İçim acıdı. Kalp kırmak, can acıtmak değildi belki niyetim, ama iyi niyetle de olsa, duyarsızca davranıldığında insanlar ciddi bir şekilde üzülebiliyormuş. Farkettim. Sanırım ben, birçok hemcinsim gibi, daha ziyade erkek gelişimi tarafına odaklanmışım, kadının gelişimi ve hissettikleri kısmını ihmal etmişim.

      Belki ilişkiye kadınlar kadar duygusal yatırım yapmadığımızdan, belki de duygusal kopuşu daha kolay yaşayıp atlattığımızdan, arkamızda bırakacağımız enkazı düşünmeksizin, pervasızca hareket edebiliyormuşuz.
      Açtığımız uzun vadeli hasarları görmezden gelerek, yaşattığımız kısa vadeli mutluluklarla kendimizi avutabiliyormuşuz.
      Bizim alelade bir ilişki veya adını koymaksızın buddylik olarak gördüğümüz bir ilişkiye, kadınlar daha farklı anlamlar ve duygular yükleyebiliyorlarmış. Veya onların safça, belki de mutlu bir yuva hayaliyle yaklaştıkları ilişkiye, bizim yaklaşımımız bambaşka, ucuzca olabiliyormuş.
      Geç bir farkındalık, öğretici bir ders oldu bana.

      Alanım gereği sosyal bilimlerin bir çok kulvarında okuma yapıyorum. Hangi kulvarda, ne kadar okuma yaparsam yapayım mesele dönüp dolaşıp şuraya varıyor:
      Mutsuz kadınların, mutlu bir erkek yaratabilme ihtimali yok.
      Mutsuz çiftlerin, mutlu bir toplum oluşturabilme ihtimali yok.
      Mutsuz bir toplum ise kısırdöngüsel şekilde hepimizi mutsuz, tatminsiz ve huzursuz edecektir.
      Umarım bilinçlenerek bu kısırdöngüyü, doğurgan döngüye çevirebiliriz.

      Ciddi bir boşluğu dolduruyorsun Alkan.
      Çabaların gerçekten çok değerli.
      Üretkenliğin daim olsun. 🙂

      • Alkan Öztürk

        Selamlar Mustafa 🙂

        Yazdıkların gerçekten çok değerli. Seninle birebir empati kurabiliyorum çünkü zamanında ben de benzer farkındalıklar yaşadıktan sonra işin bu kısmını anlatmaya karar verdim.

        Deşifre etmek değil aslında… Zaten sen çok net anlamışsın. Anlattıklarım her iki cinsin hayatına da etki edecek bilgiler 🙂 Anlatım dilini değiştirsen, Ahmet’ten bahsettiğim yerlere Zeynep’in ismini versen, bu blog erkeklere yönelik gibi algılanırdı herhalde.

        Zaman ayırıp bu detaylı yorumu yaptığın için çok teşekkür ederim. Sevgiler 🙂

Leave a Reply

Your email address will not be published.